Opsiyon sözleşmeleri (Option Agreement) herhangi bir varlığı, belirli bir vadeye kadar sözleşmenin imzalandığı tarihteki geçerli olan fiyattan satma veya alma hakkı veren bir sözleşme türüdür. Diğer bir ifadeyle opsiyon sözleşmesi, bir tarafın belirli bir zamanda, belirli bir varlığı almasını veya satmasını sağlayan sözleşme çeşididir. Opsiyon sözleşmelerinin alan (long) taraf ve satan (short) taraf olmak üzere iki tarafı bulunur.

Opsiyon, kelime anlamı olarak “seçme yetkisi” anlamına geldiğinden opsiyonun kullanılması zorunluluk değil, bir tercihtir. Opsiyon sözleşmeleri, okuyucularımıza anlaşılması zor bir konu olarak geldiği için bu tip sözleşmelerin mantığını bir örnek üzerinden açıklayacağız. Bu nedenle akademik bir makale yazmak isteyen öğrenci arkadaşlarımızın referans göstereceği çok da geçerli bir kaynak olmayacağını üzülerek belirtmek isteriz 🙁

Pazar alanı Türkiye’de olan bir akıllı telefon üreticisi olduğunuzu düşünün. Telefonun montajını Türkiye’de yapıyorsunuz ve müşterileriniz de ağırlıklı olarak Türkiye’de bulunuyor. Telefonun üretilmesi için gerekli olan parçaların tedarikini ise çeşitli ülkelerden sağlıyorsunuz. Sizin en çok ihtiyaç duyduğunuz ve en pahalı olan telefon parçasının ise led ekran olduğunu varsayalım.

Dünyada led ekran üretimini yapan A ve B isimli iki farklı firma var ve siz de en uygun teklifi veren firma ile çalışmayı tercih ediyorsunuz. Led ekran üretimi yapan iki farklı firma olduğu için piyasa oligopol piyasasıdır ve firmaların ekran için sunduğu teklifler benzerdir. Burası iktisatla alakalı bir husus olduğu için fazla detaya girmeden geçiyoruz. Sadece iki üreticinin de ekran fiyatlarının birbirine yakın olduğunu bilin.

Bir duyum aldığınızı varsayalım. Kulağınıza gelen bilgiye göre B firması artık ekran üretimi yapmayı durduracak ve pazardan çekilecek. Bu durumda piyasadaki tek üretici konumuna geçecek olan A firmasının tekelleşmeden faydalanarak led ekran fiyatlarını yükseltmesi olası. Siz de işinizin kurdu bir tacir olduğunuz için bu durumu ön görerek bir önlem almaya çalışıyorsunuz. B firmasının yaklaşık 6 ay sonra pazardan çekileceği bilgisine sahipsiniz ancak bu çekilmenin detaylarını bilmiyorsunuz.

An itibariyle pazarda iki farklı üretici olduğu için led ekran fiyatlarının benzer olması şu anda alım gücünüzü zorlamıyor. Ancak B firması pazardan çekildiğinde A firmasının fiyatı yükseltmesi olası. Bu durumda yapacağınız şey A firmasına giderek kendisi ile basit bir antlaşma yapmaktır. Antlaşma şu şekilde yapılır:

“ Tanesi $100’dan 100 adet led ekranı altı ay sonra sizden alacağım.”

Bu sözleşme imzalandığında artık fiyatı sabitlemiş ve pazar değişikliklerinden etkilenmemiş olursunuz. B firması pazardan çekildiğinde A firması led ekran ücretini $150’a çıkarsa dahi A ile yaptığınız antlaşma gereği sizin bu ekranları $100’dan alma hakkınız olur. Led ekran fiyatının arttığı an sizin mevcut alım hakkınızı kullanarak zarar etmenizin önüne geçmesini sağlayan şey firma ile imzaladığınız “opsiyon sözleşmesi”dir. Siz burada “alım opsiyonu”nuzu (call option) kullandınız ve piyasa değişikliğinden etkilenmediniz.

Peki, aklınızdaki soruyu tahmin etmiş gibiyim. “A firması neden benimle böyle bir antlaşma imzalasın ki?” Elbette A firmasının da buradan bir çıkarı var ki buna da “opsiyon primi” (optium premium) diyoruz.

Sizin A firması ile yapmış olduğunuz sözleşme gereği fiyatı sabitlemek adına firmaya ödeyeceğiniz prim, opsiyon primi olarak adlandırılır. A firmasının sizinle bu opsiyon sözleşmesini imzalaması kendisi adına bir risk doğurur. Örneğimizde de gördüğünüz üzere sizin opsiyonu kullanmanız durumunda A firması parça başı $50 zarar etti. Bu durumda A firmasının riski alması için, sizin ona bir ödemede bulunmanız gerekir. Opsiyon hakkınızı kullanın ya da kullanmayın A’ya yapacağınız bu ödemeler opsiyon sözleşmelerinin asli unsuru olup zorunludur. Örneğin fiyatı sabitlemek adına A’ya aylık $20 ödemeniz opsiyon primidir.

Şimdi de bir diğer durumu değerlendirelim. B firmasının pazardan çekilmediğini aldığınız duyumun manipülasyon olduğunu varsayalım. Hatta led ekran üretimi piyasasına C ve D isimli yeni firmaların girdiğini düşünelim. Ups, neler oluyor? Bir zamanlar oligopol olan led ekran piyasası, rekabet piyasasına doğru everilmeye başladı.

Bu durumda olacak şey $100 dolar olan led ekran fiyatlarının rekabetten etkilenerek ucuzlamasıdır. Örneğin dört farklı üretici nedeniyle bir zamanlar $100 olan ekran fiyatları artık $80.

Sizin A firması ile imzaladığınız alım opsiyonunuz led ekran fiyatını $100’a sabitlemişti. Ancak altı ay sonra gördünüz ki led ekranlar artık piyasada $80’a bulunabiliyor. Bu durumda artık alım opsiyonunu kullanmanız sizin için bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü piyasa size daha ucuza bir ekran alma imkanı sunuyor. Bu durumda artık alım opsiyonunuzu kullanmayacak, piyasaya yöneleceksiniz. İşte bu durumda da A firmasının karı sizden aldığı opsiyon primi oldu.

Evet, buraya kadar konunun anlaşıldığını düşünüyorum. Şimdiye kadar bahsettiklerimizi biraz toparlayalım.

Satım opsiyonu sözleşmeleri, taraflar arasındaki menfaat ilişkisine göre imzalanan, alıcı tarafın alım hakkını kullanmak zorunda olmadığı ancak kullanmak istediğinde satıcı tarafın bu hakkın kullanımına müsaade etmek zorunda olduğu sözleşmelerdir. Bu sözleşme imzalandığında satıcı taraf aldığı riske karşılık prim almaya hak kazanır. Bu durumu sigorta sözleşmelerine benzetebiliriz. Satıcının aldığı riziko pazar değişkenliğidir. Alıcı ise bu riziko karşılığında bir prim öder. Alım opsiyonuna sahip olan taraf kendi menfaatine göre bu opsiyonu kullanabileceği gibi kullanmaya da bilir. Zaten kullanıp kullanmama hakkının bedeli olarak satıcı tarafa opsiyon primi ödemiştir.

Bir de madalyonun diğer yüzüne bakalım. Buraya kadar konuştuğumuz konu, alım opsiyonuydu. Şimdi de satım opsiyonunu (put option) değerlendirelim.

Aynı örnek üzerinden devam edelim. Bu kez led üretimi yapan A firması, piyasaya çeşitli üreticilerin gireceği duyumunu almış olsun. Bu durumdaki öngörüsü $100 olan ekran fiyatlarının düşeceği yönünde. Bu durunda kendisinin sizinle yaptığı antlaşma satım opsiyonu olacak. Antlaşma şuna benzer:

“ Tanesi $100’dan 100 adet led ekranı altı ay sonra size satacağım.”

Bu antlaşma ile A firması piyasaya rakiplerin girmesi ya da ekran fiyatlarının düşeceği ihtimalini bertaraf ederek sizinle bir antlaşma sağlamış oldu. Siz de bu durumda alacağınız ekran fiyatlarını sabitleyerek pazardaki olası bir değişimden etkilenmemiş oldunuz.

Piyasaya yeni firmaların girmesi durumda ekran fiyatları ucuzlaşmış olsa dahi A firması satım opsiyonuna dayanarak size karşı bir satış gerçekleştirdi. Peki, alıcı olan siz neden böyle bir opsiyona müsaade edeceksiniz? Cevap yukarıda açıkladığımız alım opsiyonundan çok da farklı değil. Elbette siz de bu satım opsiyonuna karşılık bir prim aldınız. Bu kez riski üstlenen taraf siz olduğunuz için opsiyon primi sizin gelir kaleminiz oldu. Piyasaya yeni firmalar girmeseydi ve A firması altı ay sonra pazarda tek ve lider konumda kalsaydı elbette ki A firması bu satım opsiyonunu kullanmayacak ve elindeki ekranları size değil, piyasaya satacaktı. Bu durumda da sizin karınız aldığınız opsiyon primi olacaktı.

Alım ve satım opsiyonları işte tam olarak bu örnekten ibaret. Opsiyon sahibi, sahip olduğu opsiyonu kullanabileceği gibi kullanmaktan vazgeçebilir ancak her halükarda opsiyon primini ödemek zorundadır. Sözleşmenin diğer tarafı ise opsiyon sahibinin bu hakkını kullanmasına müsaade etmek zorundadır.

Opsiyon sözleşmeleri Amerikan Tarzı (American Option) ve Avrupa Tarzı (European Option) olmak üzere iki farklı biçimde akdedilebilir.

Amerikan tarzı opsiyon sözleşmesi, vadenin son günü de dahil opsiyonun herhangi bir zamanda kullanılmasına izin verirken; Avrupa tarzı opsiyon sözleşmesi yalnızca vadenin geldiği gün opsiyonun kullanılmasına izin verir. Avrupa ve Amerikan tarzı opsiyon sözleşmeleri bir coğrafya ile sınırlı değildir. Bu isimler yalnızca sözleşmenin hangi versiyonda akdedildiğini gösterir. Diğer bir ifadeyle Avrupa’da da Amerika tarzı opsiyon sözleşmesi (ya da tam tersi) elbette ki yapılabilir.

Opsiyon sözleşmeleri hayatın her alanında karşımıza çıkar ve uygulama alanı bulur. Pay (hisse) senetleri, mal, varlık, değer, futbolcu ya da başka bir şey opsiyon sözleşmelerine konu olabilir.

Erkek okuyucularımız şuna benzer cümleleri çok sık duymuştur.

“Jean Michael Seri (futbolcu) 1,5 milyon Euro kiralama bedeli ve 18 milyon Euro satın alma opsiyonuyla Fulham’dan (İngiliz futbol takımı) 1 yıllığına kiralandı.”

Burada opsiyon sahibi Galatasaray’dır. Seri, bir sene içerisinde çok iyi bir performans gösterir ve piyasa değerini (bonservisini) yükseltirse Galatasaray, satın alma opsiyonunu kullanacak ve önceden belirlediği alım bedeli karşılığında futbolcuyu transfer edecektir. Seri, performans olarak yetersiz kaldığında ya da değerini düşürdüğünde alım hakkı kullanılmayacak ve futbolcu eski takımına dönecektir.

Bir başka örnek ile devam edelim.

Elinizde $100’dan 100 adet Apple payı (hisse) alma hakkı bulunuyor. Apple’ın pay senedi değeri arttıkça elinizdeki alım opsiyonunu kullanmanız sizin lehinizedir. Çünkü pay senedinin değerinin artması, yaptığınız opsiyon sözleşmesince kar etmenizi sağlar. Belirtilen vade içerisinde alım opsiyonunuzu kullanarak kar elde edersiniz. Ancak tam tersi de olabilir. Apple’ın pay senedi değeri zamanla düşüşe geçerek $80’a inebilir. Bu durumda da alım opsiyonunuzu kullanmaz, payları spot piyasadan almayı tercih edersiniz.

Evet, alım ve satım opsiyonlarını kısaca bu şekilde özetlememiz mümkün. Son olarak pay senedi opsiyon sözleşmelerinin Amerikan tipi olduğunu da belirterek konuyu noktalayalım.

Not: Bu makalemizde opsiyon sözleşmelerinin mantığını anlatmaya çalıştık. Üzerinde durulan örnekler tamamen kurgusal olup bir yatırım tavsiyesi değildir.

0 0 vote
Article Rating